Bir sorunun cevabı bağlama göre değişiyorsa bunu baştan söylemek dürüstlük. Kısa cevap uğruna koşulları silince netlik kazanmış gibi görünüp anlam kaybediyoruz.
Sohbette hemen öğüt vermek yerine biraz dinlemek iyi geliyor. İnsan bazen bir çözüm aramıyor; kendi cümlesini tamamlayacak kadar zaman arıyor.
Cevap vermeden önce beklemek faydalı ama bekleyişin de bir sonu olmalı. Sürekli düşünme bahanesiyle karar sorumluluğunu ertelemek başka bir alışkanlık.
Bir soruyu not edip ertesi gün yeniden okumak, sorunun kendisini değiştiriyor bazen. İlk anda acil görünen ayrıntının aslında tali olduğunu fark edebiliyoruz.
Toplantıda herkesin hemen fikir söylemesi yerine birkaç dakika yazması denenebilir. En hızlı konuşanla en iyi düşünenin aynı kişi olduğu varsayımı böylece biraz gevşer.
Kısa bir sessizlik her zaman gerilim değildir. Karşımızdakinin cümlesine yer açan, cevap verme sırasını kazanmak için kullanılmayan sessizlik de var.
Sorunun hangi varsayımla sorulduğunu anlamadan cevap seçmek acele geliyor. Bazen seçenekleri tartışmadan önce, neden yalnızca o seçeneklerin sunulduğunu sormak gerekiyor.
Bilmiyorum ile düşünmem gerekiyor aynı cümle değil. İlki bilgi sınırını, ikincisi henüz kurulmamış bir yargıyı anlatıyor. Konuşurken bu farkı korumak mümkün.
Bir metnin sorusunu sayfa kapanınca da taşımak hoşuma gidiyor. Her sorunun kitabın sonunda çözülen bir düğüm olması gerekmiyor; bazıları okura eşlik ediyor.