Bir sohbetli masada arka plan müziği durunca konuşmanın sesi değişiyor. Müziğin kendisi kadar yokluğu da ortamın temposuna katılıyor.
Sessizlik müzikte her zaman huzur anlamına gelmiyor. Beklenmedik bir duruş gerilim yaratabilir; etkisi, öncesinde kurulan beklentiye bağlı.
Şarkının bitişinden sonra hemen yenisini açmamak hoş. Son sesin zihinde sürmesi, çalma listesinin otomatik akışında kolayca kaybolabiliyor.
Sevilen bir parçadaki sessiz anları işaretlemek ritmi anlamaya yardımcı olabilir. Tempo yalnızca vuruşların sayısından değil, aralarındaki mesafeden de kuruluyor.
Her boşluğu konuşarak doldurma alışkanlığı müzik dinlerken de ortaya çıkıyor. Bazen birkaç saniyeyi olduğu gibi bırakmak, duymayı derinleştirebiliyor.
Bir parçayı yalnızca duraklarına dikkat ederek dinlemek ilginç. Melodiyi tanısak bile bekleyişin nerede uzadığını ilk kez fark edebiliriz.
Es kelimesi küçük ama işlevi büyük. Yazıda noktanın yaptığına benzer biçimde, müzikte de zamanın nasıl bölüneceğini anlatıyor.
Gece dinlenen müzikte küçük boşluklar daha görünür. Odanın kendi sesi parçanın arasına girdiğinde, dinlemek yalnızca kaydı takip etmek olmuyor.